google.com, pub-3163838852151076, DIRECT, f08c47fec0942fa0
 
  • Yitik

BİZİM MEMLEKETİN DELİLERİ


“Delilik yarı veliliktir” derdi eskiler. Nedendir bilmem sabah sabah aklıma bizim memleketin delileri düştü. Yol boyu yürürken hem düşündüm hem gülümsedim.


Hele anlatayım da siz karar verin delilik mi velilik mi?


Anadolu’da hemen her memleketin meşhur bir delisi vardır. Bizim memleket bu açıdan oldukça bereketli dersem yalan olmaz. Bizim memleketin henüz ilkokul çağlarımda tanıdığım ve yalan yok biraz da korktuğum en meşhur delisi Yıldırım’dı.


Deli Yıldırım Kırmızıdan nefret eder, kırmızı giymiş birini görünce boğa gibi öfkelenir hatta bazen saldırırdı. Hep öfkeli ve hep sanki bir yerlere yetişecekmiş gibi aceleciydi. Şehir efsanesi mi yoksa gerçeklik payı var mı bilmiyorum ama halk arasında Yıldırım için; “Üniversitede bir kızı çok sevmiş ama karşılıksızmış. Kara sevdaya tutulmuş, ondan aklını yitirmiş.” diye konuşulurdu.


Bazen babamın dükkanına gelir, “Bana mektup var mı?” diye sorardı. Bazen de gelir hiçbir şey söylemeden dükkanın tam ortasına bağdaş kurar oturur, bir müddet kendi kendine konuşur yine bir şey söylemeden çeker giderdi. Babam Deli Yıldırım’ın çok zeki olduğunu anlatır, yazısının falan çok güzel olduğunu söylerdi. Yaşıyorsa Allah selamet versin, göç ettiyse Allah gani gani rahmet etsin. Değişik bir adamdı Yıldırım.


İlçenin en neşesi delisi şüphesiz Tuğrul’du. Ben ona ayaklı gazete derdim. İlginçtir o da sürekli koşar ve gülerek ilçede duyduğu hemen her şeyi yüksek perdeden bağıra bağıra anlatırdı. Allah rahmet eylesin birkaç yıl önce ebedi aleme göçtü.


Mehmet vardı bir de. O da sürekli koşardı. Çok öfkeliydi. Bazen küfrederdi ama ne söylediğini çoğu zaman anlamazdık. Elinde büyükçe bir çivi olurdu ve o çiviyi bir tel parçası gibi eğip bükerdi. Mehmet kendini araba zannederdi. Sürekli koşar ve araç sesi çıkarırdı. Gördüğü, rastladığı insanlardan mutlaka para isterdi. Fakat madeni para kabul etmez, verirseniz yere atar, öfkelenir “Kağıt para ver!” diye bağırmaya başlar, kağıt para verene kadar da susmazdı. Mehmet ilçeye yakın bir köyde oturuyordu. Ama her gün köyünden ilçeye defalarca koşarak gelip giderdi. Köylüsü bir arkadaşım, Mehmet’in köydeki bütün büyük taşları toplayıp evlerinin bahçesine götürdüğünü söylemişti. Yaşıyorsa Allah selamet versin, göçtüyse Allah rahmet etsin.


İlçemizin bir de Deli Hacı’sı vardı. Kendi halinde biriydi. Çarşıda dolaşır, davet edildiği dükkana girer, dükkan sahibinin istediği sureyi tecvidiyle okur, ikram yaparlarsa kabul eder sonra giderdi. Allah gani gani rahmet etsin.


Ama bu yazıyı yazmama sebep, nazarımda en namlı delimiz ise şüphesiz Tahir’di. Deli Tahir Çarşı Camii’nin şadırvanında bir odada kalırdı. Orada hiç ayrılmazdı. Çevre temizliği falan yapardı. Sahiplenmişti orayı. Yaşadığı odanın tavanı ve duvarı rutubetten dökülmeye yüz tutmuştu. Bir keresinde arkadaşlarla birlikte Kaymakamlığı ziyaret ederek durumunu anlatmış, o zaman halk arasındaki adı FAK-FUK FON (Fakir Fukara Fonu) olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği vasıtasıyla ona bir kalacak bir ev ayarlamıştık. Ancak Tahir o evde sanırım sadece bir gün kaldı. İkna edemedik, şadırvanındaki odasına geri dönmüştü.


Tahir güleç yüzlü, neşeli biriydi. Zaman zaman vakit namazlarına da gelirdi. Fakat enteresan bir biçimde namaz çıkışı cemaatten bazı insanlara; “Eşek, öküz, köpek” falan diyerek hakaret eder bunu yaparken de gülerdi.


Liseden öğretmenim İsmail Hoca bir gün namaz çıkışı Tahir cemaattekilere hakaret ederken koluna girip; “Tahir, bu yaptığın hiç sana yakışıyor mu? Daha az önce bu insanlarla aynı secdeye baş koydun ayıp değil mi?” deyince, Tahir ani bir hareketle İsmail Hoca’nın boynunu kolunun altına kıstırmış.


İsmail Hocam; “O an Tahir’in eşek dediklerini eşek suretinde, köpek dediklerini köpek suretinde gördüm. Dehşete kapıldım. Daha da Tahir’e bir laf etmedim.” diye şaşkınlıkla anlatırdı.

Hasılı, delilere selam olsun.

Son sözü ben değil Sefai Hocam söylesin;

Deli feryat etse sehere karşı Fırtınalar kopar yeli dokunur Deli uzanırsa bir baştan başa Kolu yetişmezse eli dokunur Delidir dağlara çıktığı yeter Delidir ocağı yaktığı yeter Deliler konuşmaz baktığı yeter Deli kelam söyler dili dokunur Deliler aşk ile yanar dolanır Bu alemi bomboş sanar dolanır Ataşın içinde döner dolanır Közü yakmaz ama külü dokunur

Deliler el açar çıkar divane Sefai’nin özü deli divane Deli meczup olur, deli divane Deli bergüzardır deli dokunur

92 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

SÖZ OLSUN