EDİNCİK EMİR SULTAN CAMİİ
- Yitik

- 1 saat önce
- 2 dakikada okunur
Osmanlı döneminde, kılıçla fethedilen yerlerde hutbeler de kılıçla okunurdu. Tahta geçen padişahlar, cülus merasiminin ardından bu camilere gelerek törenle kılıç kuşanıyorlardı. Yeni bir sefere çıkılacağı zaman da cuma namazı bu camilerde kılınıyor ve okunan dualardan sonra orduya hareket emri veriliyordu. Sefer öncesi kılıcıyla minbere çıkan padişah, hutbesini elinde kılıcıyla okuyordu. Padişahların bu davranışı halka yeni bir fethin olacağı mesajını da veriyordu.
Ecdadımızdan yadigar kalan bu gelenek Kastamonu’daki Atabeygazi Camii’nde 753 yıldır, Gelibolu Gazi Süleyman Paşa Camii’nde 716 yıldır, Bandırma Edincik’teki Emir Sultan Camii’nde 628 yıldır, Osmanlı’ya 92 sene başkentlik eden Edirne’deki eski Ulu Camii’de ise 616 yıldır ve Amasra Fatih Camii’nde ise 566 yıldır yaşatılıyor.
İşte bu hafta bir iş için yolumuz Erdek’e düşünce işlerimizi erken bitirip, Cuma namazını Edincik Emir Sultan Camii’nde kılmaya karar verdik. Daha önce Kastamonu’da görmüştüm ama neden bilmiyorum yine de içimi tatlı bir heyecan sardı. Arkadaşlara da ballandıra ballandıra anlatarak onları da meraklandırdım iyice.
Neyse biz navigasyona yazdık ve namaz vaktine yarım saat kala Edincik’e geldik. Burada arkadaşlarla aramızda caminin yeri konusunda bir ihtilaf çıktı ancak Fatih kendinden emin bir şekilde “Ya bırakın navigasyonu falan aha işte şu minaresi görünen camii ben biliyorum” deyince içimize su serpildi. Zaten arabayı da o kullanıyordu. Az sonra caminin önündeydik.

Cami gerçekten çok güzel ve etkileyiciydi. 1364 yılında yapılmış. Düşünsenize Bursa Ulu Camii’den bile eski. Bahçedeki ve Camii’nin yanındaki kabirlere, şehitlere dua okuyup girdik içeri.
Allah kalbimi biliyor ya heyecanla hocanın minbere çıkacağı anı bekliyordum ve o an nihayet geldi çattı. Ama o da ne bırakın kılıcı, çakı bıçağı bile göremedik. Ama hutbenin konusu çok güzeldi, onunla teselli bulduk.
Namaz çıkışı imam efendiyi yakaladım ve şaka yollu takıldım; “Hocam kılıç görmeye geldik ekmek bıçağı bile göremedik.” İmam efendi gülerek cevapladı “Göremezsiniz tabi, yanlış camiye gelmişsiniz.”
Biz şaşkın şaşkın birbirimize ve daha çok Fatih’e bakarken imam; “Burası Ulu Camii, sizin aradığınız camii ise Emir Sultan Camii” dedi ve yerini tarif etti.
İmam efendi ile ayak üstü biraz hasbihalden sonra arabaya doluştuk ve Fatih’e takılarak, arabayla zor sığdığımız dar sokaklardan geçerek nihayet doğru adrese ulaştık.
Gittiğimizde cemaatten birkaç kişi bahçedeki kabirlerin başında dua ediyordu. Caminin yıllara meydan okuyan etkileyici ahşap kapısından girip huzuru solukladık. İki rekat “Tahiyyat’ül Mescid” namazının ardından bu sefer Emir Sultan Camii’nin imamını darlamaya başladık. Sağ olsun hoca efendi merakımızı gidermek için kılıcı getirdi. Bizim arkadaşlar ve kılıcı gören cemaatten birkaç kişi daha gelip bolca fotoğraf çektirdiler.

Emir Sultan Camii adını, Emir Sultan’ın emir eri olan ve aynı zamanda bölgeyi Bizans’tan alan Emir Aydın beyden geliyormuş. Caminin bahçesinde medfun Emir Aydın Bey’in aziz ruhuna Fatihalar hediye eyleyerek ayrıldık oradan.
Bir daha yolumuz düşer mi kim bilir?
Katılır mısınız bilmem ama bence bazı camilerin ruhu var. Ve içeri girdiğiniz anda tarifsiz bir huzur sarıp sarmalıyor benliğinizi. İşte her iki camide de bunu iliklerimize kadar hissettik.
Aslında adetim değildir ibadethanelerde fotoğraf çekmek. Ancak bu güzellikten mahrum kalmamanız için birkaç kare fotoğraf çektim.
Umarım bir gün sizlerin de yolu düşer ve bu huzuru katre katre yudumlarsınız.



Yorumlar