google.com, pub-3163838852151076, DIRECT, f08c47fec0942fa0
 
  • Yitik

SEFAİ HOCA İLE YÂRENLİK


Tarihi net olarak hatırlayamıyorum ama 1992 ya da 93 olmalı. O tarihte Ülkü Ocakları henüz kurumsal kimliğini kazanmamıştı. Bizim Ocak Dergisi ve Türkiye sathına yayılmış temsilcilikler şeklinde faaliyet yürütüyordu.

Biz de ilçemizde Ocak faaliyetlerini en üst düzeyde yürütmeye çalışıyor bu kapsamda mutlaka iki ay da bir konser, tiyatro gibi etkinlikler tertip ediyorduk. Ocağımızın tiyatro grubu da vardı. Civar vilayetlere, ilçeleri turnelere gittiğimiz de oluyordu. Ancak özellikle bayramlarda ilçeye dışarıdan gelen gurbetçiler çok olduğu için mutlaka imkanlarımız ölçüsünde genel merkezden bir sanatçımızı ağırlamaya gayret ediyorduk. Ramazan mı, kurban mı hatırlamıyorum ancak bir bayram günü yine böyle bir organizasyon yapmak istedik. Bizim ilçede en çok sevilen, rağbet gösterilen sanatçımız Sefai Hocam idi. Biz de Sefai Hocamı getirtmek istiyorduk. Zira hocam sohbetinin, muhabbetinin yanı sıra derviş gönüllü, hâl ehli bir adamdı. Ekstra talepleri olmazdı. Gerekirse ocakta yatar, programını yapar, geçer giderdi. Hani Allah’ın adamı derler ya hakikaten öyleydi.

Biz hemen genel merkezle irtibata geçtik. Bin bir güçlükle, dil dökerek konser tarihini belirledik. Ve hazırlıklara başladık. Gerekli izinler, bilet basımı, afişler, pankartlar vs derken konser günü geldi çattı. Tabi misafir Sefai Hocam olunca civar ilçelerden de gelenlerle birlikte salona sığmak mümkün olmadı. Misafirler dışarı taştı. Büyük bir coşku, heyecan, spor salonu tıklım tıklım dolu, gençler sloganlar atıyor falan. Hocam da kuliste çay içip saatin gelmesini bekliyor, bir yandan da muhabbet ediyoruz. İşte ne olduysa o an oldu salon birden karanlığa gömüldü. Korktuğumuz başımıza gelmiş, elektrikler kesilmişti. O günlerde birazcık yağmur yağsa, azıcık rüzgar esse mutlaka elektrikler kesilir ama kısa sürede geri gelirdi. Hemen mum, çakmak falan kulisi aydınlattık ve bir umut beklemeye başladık. Konserin başlamasına 20 dakika falan kalmıştı. O tarihlerde jeneratör falan hak getire. Bütün ilçe karanlıkta sadece Orman İşletme Müdürlüğü ve Karayolları Müdürlüğü’nde jeneratör vardı ve onlar da portatif değil sabit büyük cihazlardı. Hoş portatif de olsa bize vermezlerdi.

Hemen birkaç arkadaşı görevlendirerek çarşıda ne kadar mum bulurlarsa hepsini alıp gelmelerini söyledim. Birkaç dakika sonra arkadaşlar ellerinde paket paket mumlarla geldiler. Hiç vakit kaybetmeden spor salonunun ortasında mumları hilal şeklinde dizdik ve yaktık. Kulis girişinden sahneye kadar gençler de ellerinde mumlarla sağlı sollu dizilerek bir koridor oluşturdular.

Hocamın yanına elinde ışıldak diye tabir edilen şarjlı lambalardan olan genç bir kardeşimizi görevlendirdik. Az sonra Hocam ve yanında seyyar aydınlatma görevi gören kardeşimiz salona giriş yaptı. Bir alkış ve slogan tufanından sonra o mumlardan yaptığımız hilalin tam ortasına gelen Sefai Hocam kısa bir selam faslından sonra; “Bizim sesimizi 12 eylül zulmü kesemedi, karanlık mı kesecek Allah razı olsun. Sizden istirhamım mümkün olduğunca sessiz olalım. Birbirimizi duyalım inşallah.” diyerek programa başladı.

Öyle bir program, öyle bir atmosfer, öyle bir duygu seli oluştu ki tarif etmeye kelimeler kifayet etmez. İki saat olarak planladığımız program neredeyse dört saat sürdü. Sefai Hocamı daha önce ve o günden sonra da yüzlerce kez seyretmişimdir ancak o günün lezzeti hakikaten başkaydı. Gecenin sonunda arkadaşlarla “Elektrikler iyi ki kesilmiş” deyip basmıştık kahkahayı.

O gece program sonrası hocamın bal muhabbetinden istifade ettik. Ertesi gün de hocamın programı müsait olduğundan hem teşekkür babından hem de sohbetinden biraz daha faydalanalım diye birkaç arkadaş hocayı yaylaya çıkarmaya karar verdik. Sağ olsun hocam da bizi kırmadı. Küçük bir hazırlıktan sonra Kırkpınar Yaylası’na çıktık. Bir yandan muhabbet ediyoruz bir yandan da mangalı hazırladık üzerine köfteleri diziyoruz.

Dağda yemek yiyeceğiz diye hocaya kahvaltı da yaptırmamışız. Neredeyse yarım saat geçti, mangal cayır cayır yanıyor ama bir tuhaflık var. Köftenin dışı pişiyor, içi çiğ. Dışı kömür gibi olan köftelerin içinde hiç hareket yok. Halâ nerede hata yaptığımızı, neyi eksik yaptığımızı bilmiyorum ama köfteleri bir türlü pişiremedik.

Hocam bir ara celâllenip “Elmaların yüzü allandı, bunlar daha olmadı gurban olduğum” deyince köfteleri çiğ çiğ yediydik.

Hocamın videoda anlattığı yârenliğimiz odur Allah razı olsun.

494 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

SÖZ OLSUN