google.com, pub-3163838852151076, DIRECT, f08c47fec0942fa0
 
  • Yitik

EKMEKÇİBAŞI MUHYİDDİN MEHMED ÇELEBİ

En son güncellendiği tarih: May 11


Ömrümüzün yarısı uyumakla, kalan yarısı da uyutulmakla geçiyor. Ben; “Üç sabah erken kalkan bir gün kazanır.” sözüne inananlardanım. Başkasını bilmem ama ben yaş aldıkça sanki çok uyursam bir şeyleri kaçıracakmışım telaşındayım. O yüzden pek aram yoktur uykuyla.


En fazla beş saattir benim uykum. Saçma bulabilirsiniz ama beş saatten fazla uyursam o günü çıkarmam çok zor oluyor. Yani pek çok insanın uykusuz bir gece sonrası gün içinde yaşadığı, yaşayabileceği zorlukları ben eğer çok uyursam yaşıyorum.


Az uyumanın ve güne erken başlamanın pek çok avantajı vardır şüphesiz. Ama İstanbul’da yaşıyorsanız ve iş yeriniz ile eviniz farklı yakalardaysa en büyük avantaj köprü trafiğine takılmadan karşıya geçebilmek. Şu sıralar pandemi kısıtlamaları nedeniyle trafik biraz hafiflese de ben alışkanlıklarını kolay terk edebilen biri değilim. Sabah karşıya erkenden geçiyorum.


Bu sabah da öyle yaptım. Hava çok güzel, sokaklar da boş olunca yürümek istedim biraz. Topkapı metrosunun köşesinden kıvrılıp spor kompleksinin önünden yürürken asfalt tükenip Arnavut kaldırımına benzer desenli taş yol başlayınca Sulukule’nin eski hengamesi çalındı kulaklarıma sanki. Tebessümle Mihrimah Sultan Camii’nin köşesinden kıvrılıp, gözlerimi kamaştıran güneşe aldırmadan hızlı adımlarla yürümeye devam ettim. Caminin devamındaki tostçu, kahvaltıcı, simitçi vb her sabah önünden geçtiğim dükkanların adeta terk edilmişçesine kapalı oluşu hüzünlendirdi ve bu duygu yoğunluğu yavaşlattı biraz beni.


Karagümrük’te yaşayanlar bilir. Dükkanların hemen bitiminde bulunan benzin istasyonun tam önünde bir kabir vardır. Kabir neredeyse benzin istasyonuyla iç içe görüntüsüyle ne zaman geçsem kalbimi acıtır. Sebebini yazının sonuna bırakıp kabirde medfun Muhyiddin Mehmed Çelebi’den bahsetmek istiyorum biraz size.


Muhyiddin Mehmed Çelebi İstanbul’un fethine katılan müjdelenmiş askerlerden (Ni’mel Ceyş-Fetih Askeri) biridir. Üstelik Fatih Sultan Mehmet Han’ın ekmekçibaşıdır. Yani Fatih Sultan Mehmet Han’ın ordusunun ekmeklerini pişirir. Rivayet odur ki her seferinde yeteri kadar ekmek çıkarırmış. Ne bir fazla, ne bir eksik. Bu da onun kerameti olarak addedilir.


Yine bir diğer rivayete göre de Haseki’de bulunan Nevbahar Mescidi’nin banisi Muhyiddin Mehmed Çelebi’dir. Bu mescit zaman içinde harap olunca Haseki Sultan Camii’nin inşası sırasında Hürrem Sultan’nın “Nevbahar” adını taşıyan cariyesinin ricasıyla tamiri yapılır. Ne var ki Kızılelma Caddesi, Başçı Mahmut Sokağı’nda bulunan bu mescit, 1918 yılında yaşanan büyük Fatih yangınında kül olunca arsasına apartmanlar yapılmış.


Gazi Muhyiddin Mehmed Çelebi Efendi’nin kabir taşında Osmanlıca şu ibareler yer alıyor;


El Baki Ebü’l Feth Sultan Mehmed Han Gazi Hazretlerinin Reis-i habbazini merhum Mağfur el-hac Muhyiddin Efendi’nin ruhu için El-Fatiha Hicri sene 874/1469


Gelelim bu kabrin her önünden geçişimde kalbimde oluşan tarifsiz hüzne.


Evet buradan ne zaman geçsem kalbimin kuyusu en hazin bir sesle inler.


Zira; fethin şanlı gazilerinden, üstelik Fatih Sultan Mehmet Han’ın Ekmekçibaşı olan Muhyiddin Mehmed Çelebi Efendi, bu mülkün sahibi olmasına rağmen adeta benzin istasyonun kiracısı gibi eğreti bir köşede duruyor.

Oysa bu benzin istasyonun bulunduğu yerde bir zamanlar bir camii bulunduğunu Süheyl Ünver Hoca’dan öğreniyoruz. Üstelik bu kabir, o caminin mihrabının tam önünde imiş. Hatta bu cami bir dönemler Nakşibendi tekkesiymiş.


Itrî diye bildiğimiz meşhur musikişinasımız Buhurizâde Mustafa Itrî Efendi bu camide uzun süre imamlık yapmış. 1469 yılında yapılan bu cami, 1729 yılındaki büyük Balat yangınında kül olmuş. Yerine bir mescit yapılmış ama o da günümüze kadar ulaşmamış maalesef


Eskiden mescit duvarında fırın kapağı şeklinde bir taş varmış ve üzerinde de şu ibareler yazarmış;


Ebü’l Feth Sultan Mehmed Han-ı Gazi Tabe serahü Hazretlerinin Ekmekçi Başısı Merhum ve mağfurun-leh Elhac Muhiddin Efendi Hazretlerinin Kabr-i Şerifidir. Fetih askerinin ruhuna El-Fatiha


Hasılı bu mescit zamana direnememiş, hatırasını yaşatacak yeni bir mescit yapmak yahut o bölgeyi ruhuna uygun bir şekilde etmek yerine de Benzin istasyonu olmasına müsaade edilmiş.


Ama en kötüsü bu değil. Asıl felaket ne biliyor musunuz?


Açık kaynaklarda rastladığım bilgilere göre bu belge 2005 yılına kadar bu bölge imar planında “Ekmekçi Muhyiddin Camii” olarak görünürken, 2012 yılında yapılan 1/1000’lik yeni imar planında “Ekmekçi Muhyiddin Camii” yok oluvermiş.

2005 yılına ait 1/1000 ölçekli imar planı

2012 tarihli 1/1000 ölçekli imar planı


Üstelik sadece bu camii de değil; Elvan Çelebi Azebler Camii ve Medresesi, Molla Kestel Camii, Yenikapı Bayram Çelebi Camii, Mimar Ayas Camii’de 2012 yılında yapılan 1/1000’lik yeni imar planında görünmüyor. Bu camilerden kiminin yerinde ticari işletmeler bulunurken, bazıları da yeşil alan yapılmış.


Sonraki yıllarda bir bir düzenleme yapıldı mı yahut şu an imar planında burası nasıl görünüyor bilmiyorum doğrusu.


Zaten işin bu kısmıyla da ilgilenmiyorum.


Yazdıklarımın yanlış anlaşılmasını istemem. Siyasetin bu ülkenin önüne çekilmiş siyah bir set olduğunu düşünenlerdenim.


Hasılı işin siyasi boyutu siyasetçilerin konusudur. Ben "vefa" kısmıyla ilgileniyorum.


Zira ahde vefa imandandır.


Şimdi siz söyleyin hazin hazin nasıl inlemesin yüreğimin kuytusu?

224 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör