|
Düşünceler
saplanıyor uykularıma. Apansız uyanıyorum gecenin bir yarısı. Boğazım
kurumuş. Suya hasret kurak topraklar gibi dudaklarım, çatlamış.
Yutkunuyorum. Canım yanıyor.
Şaşıyorum.
Gözlerimde uykunun izi yok. Sanki az önce uyanan ben değilim. Bilmiyorum
tanımı, tarifi var mı bu halin. Ama kimliği aşikar bu failin.
Düşünceler…
Kontrolsüz
kaldığında can yakıcı. Çoğu zaman serseri bir kurşun gibi. Hedef
gözetmiyor. Kıldan ince kimi zaman. Kimi zaman kılıçtan keskin.
Düşünceler…
Bardaktan
boşanırcasına yağmur yağıyor. Bir aydınlatma fişeği gibi şimşekler,
gündüze çeviriyor geceyi. Ve sonra müthiş bir gök gürültüsü düşüyor
sessizliğin orta yerine bir bomba gibi..
Gözlerim takılmış
sonsuzluğa, ürkek ürkek bakıyorum. Unutturmuyor hiçbir şey. Sensizliği
bir mıh gibi yüreğime çakıyorum. Tutuşturup hasret denen kor ateşi,
geceyi yakıyorum. Şimdi yangın yeri yüreğim, damarımda dolaşan tutsak
nehir yanıyor. Yanıyor ne varsa, baştan başa koca şehir yanıyor.
Bilsen aklımdan
neler geçiyor neler. Ruhuma kelepçe, uykularımın katili düşünceler.
Düşüncelerin tüm
bedenimi ve tüm hücrelerimi kuşatmasına izin veriyorum çoğu zaman.
Gönüllü esaret benimki.. Hem de hürriyetleri kıskandıracak cinsten.
Buna izin veriyorum çünkü biliyorum ki;
“Akıl susunca, düşünce durur. Düşünce durunca hareket durur.
Hareketsizlik ise çürümenin eşiğidir.”
Ve ben çürümek
istemiyorum.
Düşünmeliyim..
Düşündüklerimi haykırmalıyım en yüksek perdeden.. Yaslıyorum alnımı
geceye. Karanlık kollarıyla sarıyor beni bir anne şefkatiyle. Seviyorum
geceyi belki de bu yüzden.
Alabildiğine
engin.. Olabildiğine dost..
Ne zaman anlatmak
istesem, hep dinler beni. Yargılamadan, sorgulamadan. Ve en ıssız
anlarımda hep yanımdadır. Gün görmemiş sırlarımı o saklar. Hep o
dinlemiştir ilk şiirlerimi. Kendimle yaşadığım kavgaların ve kendimle
yaptığım doyumsuz sohbetlerin tek tanığıdır geceler.
Sözün ustaları ne
de güzel tarif etmişler:
“Bu ne
tuhaf bir bilmece !
Ne gündüz
biter, ne gece ?”
Derdini gül
eyleyenler için en büyük limandır geceler. Ve düş gezginlerinin bineği
düşünceler.
Viran yurduna
dönmüş gönlüme, sen bir avuç baharla geldin. Ateşte üşüyen gönlüm,
zemheride yanar oldu. Bir siyahi bilirdim ben. Sen yeşili, maviyi, alı,
moru gösterdin. Toprağın kokusunu hissettim. Ateşte yandım. Suda
ıslandım.
Seninle tanıdım
pek çok şeyi.. Ve seninle bildim..
Şimdi bana “kır
gönlünün zincirlerini” diyorsun.. Oysa bu değil muradım. Çünkü bu değil
özgürlük. Zira köpek de çeker koparır zincirlerini, kaçar o da.. Ama
halkaları bir ömür boyu boynunda taşır.
Özgürlük belki
de, seven bir yüreğe bir ömür boyu tutsaklıktır..
Ve sen..
Nereye
gidiyorsun…
Niçin başka
güneş, başka toprak ararsın?
Benden kaçmakla, kendinden kaçar mısın?
Yeminim var
sevdiğim..
Ya seninle
olacağım,
Ya sensiz öleceğim…
Bir gün benden gidersen
Ben de seninle geleceğim…
05 Mart 2007, Beykoz
|