|
Birazdan
ayrılacağım İstanbul’dan. Çocukluk hatıralarını tozlu raflara
bırakıp gurbete çıkanlar gibiyim. İçimde tarifsiz/sebepsiz bir
hüzün.
Sanki
gidip dönmeyeceğim, ya da döndüğümde İstanbul olmayacak. Neredeyse
bir haftadır tehir ediyordum bu yolculuğu. Ama artık tehir edemem.
Zira hayat ne tehir etmeye, ne de beklemeye gelmiyor.
İstemeye
istemeye yükleniyorum sırt çantamı ve atıyorum kendimi dışarı.
Aldırmıyorum yağmura, yürüyorum usul usul. Koşuşturan insanların
şaşkın bakışlarına aldırmadan vedalaşıyorum İstanbul’umla..
Ah İstanbul
Yine tutamadın kendini
Ağlıyorsun
Tüm sokaklarını
Gözyaşınla yıkıyorsun
Ağla İstanbul ağla
Yalnız sokaklarını değil
İnsanlarını da yıka…
Sonra
ölümsüz dizeleri geliyor aklıma üstadın:
“Kavuşmak
nasıl olmaz / Madem ki ayrılık var..”
Metrodayım nihayet. Her zamankinden daha kalabalık sanki bugün.
Mutsuz insan siluetleri karabasan gibi çöküveriyor ruhuma.
Daralıyorum..
Kulaklığımı takıyorum ve sıyrılıyorum bu ruh halinden. Zamanda tatlı
bir seyahate başlıyorum Erkan Oğur’un buğulu sesiyle:
“Bülbülüm altın kafeste
Öter aheste aheste…”
Birkaç
durak sonra atıyorum kendimi dışarı. Otogardayım. Otogar her zamanki
hengamesinden çok uzak. Sessiz.. Terk edilmiş bir kent gibi adeta.
Hızlı adımlarla, adeta koşarcasına gidip biletimi alıyorum.
Beni
İstanbul’ dan ayıracak otobüsün koltuğundayım nihayet.
Yağmur
damlacıkları dövüyor camı. Ve yalnızlık biraz daha hissettiriyor
kendini. Okumaya çalışıyorum ama nafile. Duygular zihnimde öylesine
raks ediyor ki, okuduğum sayfanın tek bir satırını bile anlamıyorum.
Bu
durumun sebebi kitapmışçasına, öfkeyle kapatıp atıyorum çantama. Ve
uzanıp arkama kendimi dinliyorum.
Ne çok
şey geçiyor yüreğimden bir bilsen..
Ve ne çok
şey söylüyor yüreğim, dinlesen…
Yaşadığım
her şeyi fazlasıyla önemsediğimi, kutsadığımı ve derinleştirdiğimi
düşünüyorum.
“Dünyada aşk diye bir şey varsa bu kesinlikle benim yaşadığımdır.”
diyordum.
Yanılmışım..
“Ne
kadar yer tuttuysan bende, sende o kadar yerim vardır.”
sanıyordum.
Yanılmışım.
Bir
fincan kahvenin kırk yıl hatırı varken, beni Mecnun eden bu sevdanın
sendeki ederi altı ay bile değilmiş
Kızıyorum kendime
İçimde savaş var
Duygularım un ufak
Duyuyor musun
Kopan çığlıkları
Ve
Yüreğimde
Can kırıkları..
…
Meğer
Bir lekeymişim yüreğinde
Yanımdayken sen
Zaman durmuş
Ben yitmişim
Yaklaştıkça sana
Benden uzağa gitmişim..
Ve
Sen olayım derken
Tükenmişim bitmişim
…
Ya sen vefasız
Çoktan unutmuşsun
Yokluğumda bile
Vurmuşsun
Yetmemiş
Bir de yeni sevda bulmuşsun
Gözün aydın olsun
Ne diyeyim
Canın sağ olsun.
Öyle ya
Ben sana can derdim..
Şimdi
Derdimi güle verdim
Haykırıyorum…
…
Sevdalar uslanmasın
Yağmurlar ıslanmasın..
14 Mart, 02.40 |