SENSİZ ZAMAN GÜNCESİ -  SON
 - BİR DERDİM VAR BİN DERMANA DEĞİŞMEM -

 

Karabulutlar çökmüş bugün şehrin üzerine. Yüreğimin aynası kara bulutlar.

Bir kitap alıp oturuyorum camın önüne. Saatler geçiyor ama tek sayfa bile çevirmiyorum. Mıhlanmış gözlerim karanlığa öylece duruyorum.

Cama çarpıp dağılan yağmur damlacıklarında gözlerim. Umarsızca bakınıyorum.  Bedenim çivilenmiş adeta koltuğa. Parmağımı oynatmak ve hatta gözümü bile kırpmak istemiyorum. Sanki karanlığın arasından sıyrılıp gelivereceksin.

Aklımdan, yüreğimden ne çok şey geçiyor bir bilsen.

Düzensiz bir şekilde bir biri ardına oynatılan kısa filmler festivali var sanki zihnimde. Kâh sahilde yürüyor ürperiyorum, kâh bağlamamla dertleşiyorum.

Nedense hep o türkü var aklımda:

“Sarı saçlarına deli gönlümü / Bağlamışım çözülmüyor Mihriban…”

Düşüncelerin anaforunda boğuluyorum. En militan uykular dadanıyor gözlerime.  Bir adım ötesi uyku.

Ben araftayım..

Düşünüyorum da; güçleri eşit olmayan iki ordunun savaş meydanında karşılaşması gibiydi seninle buluşmamız. Silahsız ve savunmasızdım. Seninse bir çift kahredici, karşı konulmaz silahın vardı: “Gözlerin..”

Geldin ve tüm hücrelerimi işgal ettin.  Karşı koymadım. Gönüllü bir esaretti benimki.

Her savaşçı ve her muzaffer komutan gibi istediğin zaman geldin, dilediğince dolaştın. Kendi kararınla, kendi iradenle, sormadan gelip işgal ettiğin bu yürekten, yine sormadan çekip gittin.

Gittin
Gittin ya
Keşke  giderken
Son bir kez baksaydın
Bu şehri
Baştan sona  yaksaydın
Ve keşke
Alsaydın seni
Beni bana bıraksaydın
Biliyorsun ateşe beni
Gözlerin saldı
Yüreğimde yürek değil
Ayak izlerin kaldı

...

Sahi ne diyordu o şair:

Göreceğin bir boş kafes
Beden ölmüş, çıkmış nefes
Nerde o can, nerde o ses
Gelsen de bir, gelmesen de...

Ve yine o türkü..

Pimi çekilmiş bir el bombası gibi parçalanıyor yüreğimin çeperlerinde..

"Ayrılıktan zor belleme ölümü / Görmeyince sezilmiyor Mihriban..."

04 Eylül 2007, Fatih