“Muhsin Başkan’ı taşıyan helikopter düşmüş…”
Arkadaşımın heyecanla ve ağlamaklı bir ses tonuyla
verdiği kara haber, pimi çekilmiş bir el bombası gibi
düşüveriyor yüreğimin orta yerine. Kanım çekiliyor
hücrelerimden. İlk şoku attıktan hemen sonra telefona
sarılıyorum. Ulaşmak mümkün olmuyor.
İlk ulaşabildiğim Yusuf Hoca’m. Metanetli ve umutlu.
Bilgi kirliliğinden şikayetçi. Durumu netleştiremiyoruz.
Televizyon kanallarını geziyorum şuursuzca. Hemen
hepsinde aynı tarz haberler. “Helikopter zorunlu iniş
yaparken düşmüş, yaralılar kurtulacaklar” haberi su
serpiyor yüreğime. .....
Ancak Asi Nehri gibi tersine akıyor zaman. Her dakika
asır oluyor. Zaman geçmek bilmiyor. Ve bir türlü
beklediğimiz o muştulu haber gelmiyor. Dakikalar,
saatler ilerledikçe canım cendereye giriyor. Sığmıyorum
kabıma. Görünmez bir elin kıskacında yüreğim. Odamın
duvarları dört bir yandan üzerime yürüyen düşman şimdi..
Televizyonda vakarla açıklama yapan Alperenleri
seyrediyorum. Ve yetiştirdiği yiğitleri gördükçe daha
bir kanıyor yüreğim. Her biri bir “YAZICIOĞLU” sanki.
Yüzlerinde kararlılık, gönüllerinde umut, O’nun kadar
inançlı, O’nun kadar asil ve O’nun istediği gibi
umutlular..
Dualar gözyaşları gibi billur billur dökülüyor
dudaklardan. O’nu tanıyan, tanımayan, O’nunla aynı fikri
paylaşan, paylaşmayan..
Herkes ama herkes aynı üzüntüyü yaşıyor. Dilim varmıyor
söylemeye ama “ömrünü birliğe ve sevgiye adayan güzel
insan, gidişin bile birliğe vesile oldu” diye
geçiriyorum içimden…
Gece ve gündüz…
Dualar ve hıçkırıklar…
Umut ve hayal kırıklığı…
Hepsi birbirine karışıyor. Araftayız. Ölüm ile yaşam,
gurbet ile sıla, hasret ile vuslat arası ince bir
çizgideyiz. Gözümüz televizyonda, kulağımız telefonda
gelecek müjdeli bir haberi bekliyoruz.
Ve düşünceler.. Beynimi kemiren düşünceler.. Anlamaya
çalışıyorum ama beyhude çaba…
- İlk düşüş anında İhlas Muhabirinin ulaştığı acilde
çalışan görevlinin “aynı helikopterde misiniz” vs gibi
tuhaf sorularla yirmi dakika boyunca konuşarak bölgedeki
tek irtibat telefonunun şarjını bitirmesini,
- Böyle hassas bir konuda, tek bir sözcüğün bile
sevenleri üzerinde yapabileceği duygusal travma
hesaplanmadan, bizzat üst düzey devlet görevlileri
tarafından yapılan yalan yanlış açıklamaların
oluşturduğu bilgi kirliliğini,
- İhlas muhabirinin çağrı merkezi ile yaptığı telefon
görüşmesini defalarca yayınlayarak felaket tellallığı
yapan ve duygu dünyamızı alt üst eden medya
kuruluşlarını,
- Kalktığı saat, gittiği istikamet, takribi hızı ve
düştüğü saat belli olan bir helikopterin enkazına 47
saat boyunca ulaşılamamasını,
Anlamıyorum.. anlayamıyorum.. anlamak istemiyorum…
Ve bugün.. Kazadan tam kırk yedi saat sonra. Hala
inanamadığım o kara haber geliyor. Arz ayağımın altından
kayıyor sanki..
Boşluktayım, düşüyorum.. Ben de burada üşüyorum…
….
Söyleyecek, anlatacak, haykıracak çok şey var aslında.
Ancak dil söylemekten bizâr, kalem yazmaktan aciz..
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ’ ne adanmış ve o uğurda vuslata ermiş,
her anı ilmek ilmek çileyle örülmüş bir ömür…
Güldü
Zindanda açan güldü
Ne bir gün gördü
Ne bir gün güldü…
Bir yiğit…
Bir avdet…
Bir Alp-Eren
Anlatılmaz ki
Başka bir alem
O, dünyayı gurbet bilenlerdendi..
O, yetim gözyaşı silenlerdendi…
O, cellada, ipe gülenlerdendi…
O, ölmeden evvel ölenlerdendi..
Fatihalar, tekbirler sana Başkanım. Mekânın cennet,
ruhun şâd olsun.. Yüce Milletimin başı sağ olsun..
Bilinsin ki; "Bir gülün öldürülmesi, baharın gelmesini
engellemez..."
Allah(c.c) Türk’ü asıl şimdi korusun…
|
|