|
Tarihinde suçlusu bulunmayan, asker kaçağı olmayan, 1985
yılına kadar ulaşımını hayvanlarla yapan, 1987 yılına
kadar haberleşmesini yine hayvan sırtında yapan, senenin
6 ayı kış, ama bu şartlarda bile
1959 yılında kendi imkanlarıyla minaresini ve
camisini,1962 yılında ilkokulunu ve öğretmen lojmanını,
1987 yılında imamevini, şadırvan, gasilhane, mahalle
çeşmelerini, tuvaletlerini ve kanalizasyonunu, çevre
düzenlemesini tamamlamış, tüm altyapısını kendi
imkanlarıyla yapmış hatta caminin kubbe kurşunlanmasını
tamamlamış bir köy..
1990 genel nüfus sayımında 542 nüfusu bulunan
Kemaliyenin en kalabalık köyü dolayısıyla Kemaliye'nin
en kalabalık öğrencisi bulunan Devletine Bayrağına ve
inançlarına bağlılığı ile bilinen, hiç kimse ile
sürtüşmesini bulunmayan kendi halinde bir köy.
Devletine hiç yük olmamış hep destek olmuş, hiçbir şey
istememiş, evladın babaya saygısı gibi devletini tam bir
baba bilmiş, bilmeye devam eden Osmanlı geleneği ve
terbiyesi ile yetişmiş insanların yaşadığı bir
köy.......
Gitmesem de, görmesem de o köy benim köyüm
Kemaliye İlçesine bağlı ilçe merkezine 72 km uzaklıkta
Barasor vadisinin sonunda ilçenin en uzak ve son köyü,
Tunceli ili sınır noktasında bir köy karayolunun bittiği
dağ yolunun başladığı bir yerde,
720 yıllık tarihi olan Osmanlıya uç beyliği yapmış
tarihsel süreç içerisinde devletine bağlılığın en güzel
örneklerini vermiş vermeye devam eden Anadolu’nun isyan
eden gruplarına karşı Devletin bekasını düşünmüş Ay
yıldızlı Bayrağını her dönemde dalgalandırmış,
Çanakkale'de de 30'un üzerinde şehit vermiş bir köy.
Gitmesem de, görmesem de, o köy benim köyüm: BAŞBAĞLAR.
Yıl 1993. Anlatması zor, anlatması çok güç. Tam on dört
yıl önce 5 Temmuz akşamı saat 20.30. Başbağlar’da her
zamanki gibi bir akşam. Köy sakinleri gündelik işlerini
tamamlayıp evlerine çekilmişler..
Adil Hoca ise abdestini almış huşu içinde, elinde
mikrofon Ezan okumaya henüz başlıyor. O sırada ardında
beliren silahlı gölgelerden haberdar değil. Eşkiyalar
yaka paça alıyorlar “bırakın ezanı bitireyim”
yakarışlarına aldırış etmeden. Ve namaz için toplanan
köylüleri de camiden dışarı çıkarıyorlar.
Bir tuhaflık var. Gelen eşkiyalar köyü çok iyi tanıyor.
Planlı, programlı bir baskın bu. İsim isim çağırıyorlar
köydekileri ve neden sonra dağılıp, ev ev gezerek köyde
kim var, kim yok herkesi topluyorlar. Yaşlı, genç,
çocuk, kadın…
KATLİAMI YAŞAYANLAR ANLATIYOR
Köyün kadınlarından F.P: "Militanlar, kapının önünden
ismen çağırıyorlardı köyün insanlarını. Selim Pato, sen
gel dediler. Görümcemin oğluna, Recep sen de gel,
dediler. Doğru camiye dediler.Ben içeride pencerenin
önünde oturmuş dinliyordum. Birkaç militan sokaklara
dizildi. A.C'yi çağırdı. Bu adam yanımızdaki ilçenin
köyünde oturuyordu .
Bizde tırpan yapıyordu. Onu görünce hayrete düştüm.Daha
sonradan biz kadın ve çocukları da topladılar. Derenin
yanında toplandık. Başımıza bir kız, bir erkek militan
koydular. Erkekleri de öbür tarafa topladılar."
Köyün erkeklerinden yaralı olarak kurtulan S.A. :
"Camide namaz kılıyorduk/İkisi kadın çok sayıda militan
namaz ortasında ellerinde silahlarla camiye girip namazı
bozdular.Daha sonra bizi silah zoruyla dışarı
çıkardılar. Daha sonra militanların lideri olan kişi
telsiz görüşmesi yaptı ve ateş serbest diye bağırdı.
Otomatik silahlarla üzerimize ateş açtılar. Aramızda sağ
kalanları ayrıca yakından ateş ederek öldürdüler. Ben
kenarda kalmıştım.Ölü numarası yaptım. Sırtımdan iki
kurşun yedim."
Masum insanların üzerine, otomatik tüfeklerle ölüm
kusan, insanlıktan nasipsiz kan içiciler, muzaffer bir
ordu edasıyla, geldikleri gibi ayrılıyorlar
Başbağlar’dan. Ama arkalarında korkunç bir iz
bırakıyorlar: Beşi diri diri yakılmış, kalanı
kurşunlanmış tam otuz üç şehit. Tam otuz üç can.
Ve bir de bildiri..
Diyorlar ki; “2 Temmuz günü 40'a yakın insanımızın ölümü
60'a yakınının da yaralanmasıyla sonuçlanan olay,
devletin bilinçli bir provokasyonunun ürünüdür.Ve bunun
sorumlusu devlettir. Sivas’taki halkımıza karşı
girişilen bu katliama da gereken cevabı verilecektir.
En ağır biçimde bunun hesabı sorulacaktır. Bundan hiç
kimsenin şüphesi olmasın. Sivas'ta şehit düşen onlarca
masum insanımızın kanı yerde kalmayacaktır. Eğer bu
yönelimlerini T.C. sürdürürse en ağır şekilde bunun
karşılığı verilecektir.”
Yıl 2011...
Aradan tam 18 yıl geçmiş. Bir yanda failleri yakalanmış
ve en ağır şekilde cezalandırılmış Sivas Madımak
olayları. Diğer yanda, suçsuz günahsız otuz üç insanın
kahpe bir misillime uğruna katledildiği ve tek bir
mahkumu bile olmayan BAŞBAĞLAR katliamı.
Her yıl uğruna karalar bağlanan, medyada günlerce yer
bulan, ağıtlar yakılan Sivas.. Ve unutulmuşluğun
hüznüyle, dün olduğu gibi bugünde yaralarını sarıp,
kendi yağıyla kavrulan “Hasbinallah Ve ni’mel Vekil”
diyen BAŞBAĞLAR..
İnsan düşünmeden, sormadan, sorgulamadan edemiyor.
Sivas için ağıt yakanlar, devlet televizyonunda devlete
küfredenler; SİVAS’ ta katledilenler “can”dı da,
BAŞBAĞLAR’ da kurşuna dizilenler “can” değil miydi?
UNUTMAK TÜKENMEKTİR düsturuyla, insanlık dışı bu
katliamın 18. Yıldönümünde bayrakta al olan
şehitlerimizi rahmet, minnet ve duayla anarken, TÜRK
VAKARI ile dün olduğu gibi, bugünde dimdik duran
BAŞBAĞLAR köyü sakinlerinin –büyük, küçük ayırmadan-
ellerinden öpüyorum.
Ölümü öldürenlere selam olsun..
“ÖLÜM BİZE NE UZAK, BİZE NE YAKIN ÖLÜM
ÖLÜMSÜZLÜĞÜ TATTIK BİZ, BİZE NE YAPSIN ÖLÜM…”
|