|
Saatlerce uyuyup uykusuz uyandığım katrandan kara bir gecenin
sabahında yine sessizliğe, yine sensizliğe açtım gözümü… Engin ve
ıssız bir okyanusun en derinine dalmak gibi bir şey bu. Koyu bir
karanlık, müthiş bir basınç.. Görünmez bir el yüreğimi avuçlarının
arasına almış sıkıyor sanki…
Çıkmalıyım bu kör kuyudan.. Bu ruh halinden kurtulmalıyım.. Beni
bana bırakmadan, tutmalıyım kendi elimden. Bu düşüncelerin
içerisinde, ağrıyan şakaklarıma aldırmadan elimi uzatıyorum
radyoya.. Belirli belirsiz yarım bir türkü dolanmış dilime: “Dert
adamı yer imiş…” Radyodan yükselen cızırtılı ses bastırıyor beni.
“Gecenin en siyahında
Umudun bittiği yerdeyim
Köşeyi dönsem ölüm
Düz gitsem hayat
Gölgeler içindeyim
Sen imkansızsın…
Sensizlik imkansız
Aşk imkansız..”
Dudaklarımda buruk bir tebessüm beliriyor. Ve gayri ihtiyari
“imkansız olmasa aşk olmazdı” diye söyleniyorum kendi kendime..
Söyleniyorum ya kendim de şaşıyorum buna. Hava kapalı bugün.. Aşk
yağıyor İstanbul’ a.. Başucumdaki kitaba uzanıyorum. Uzun zamandır
almak, okumak istiyordum. Oysa bugün sıkıyor beni.. Gönül yorgunluğu
olsa gerek bu.. Bilir misin nedir gönül yorgunluğu? Bir bilgeye
sormuşlar:
-
Efendim canınız ne istiyor? Bilge cevaplamış:
-
Canım hiçbir şey istememeyi istiyor.. ve devam etmiş..
Bu ruh halinin adı gönül yorgunluğudur..
Bugün benim de canım “hiçbir şey istememeyi” istiyor. Aldırmıyorum
beynimin kıvrımlarında dolaşan yüzlerce soru işaretine. Dışarı
atıyorum kendimi.
Yürümeliyim.. Islanmalıyım.. Hatta sırılsıklam olmalıyım.
...
Aşk yağıyor İstanbul' a...
|