| Yüreğimde
kutsal bir emanet gibi taşıdığım hasretin, cebimde bir
avuç düş tohumu ve efkârımı yüklenip omuzlarıma koşar
adım atıyorum kendimi dışarı…
Sanki
sıklaştırırsam adımlarımı, her şey ardımda kalacak,
kurtulacağım tüm kederlerimden, dertlerimden ve kanlım
gibi yakama yapışan sensizlikten…
Koşuyorum adeta
sicim gibi yağan yağmura aldırmadan. Ne çare, her adımda
daha da büyüyorsun içimde. Kırık bir kaburga gibi
yokluğun, her nefeste ciğerime batıyor.
Ve ben nefes
nefeseyim…
Anlıyorum ki,
senden kaçış var belki ama, sensizlikten asla..
Beyhude çaba
benimkisi…
Neden sonra fark
ediyorum. Gece çoktan sermiş karanlık saçlarını şehrin
üzerine. Yüreğimin orta yerine otağ kurmuş geceden kara
bir hüzün.
Ve nereye baksam
sen varsın, her yerde yüzün…
Mıh gibi çakılıp
kalıyorum öylece. Hatıralar ıslanıyor, kirpiklerim
ıslanıyor... Yağmurla yarışıyor gözlerim ve boşlukta
yankılanıyor sözlerim..
Düşünüyorum da
senin en büyük silahındı gözlerin..
Benimse sadece
“kelimelerim” vardı…
Ve bir de “Sende
en iyi neyse dostuna onu ver…” sözüne râm olmuş bir
yüreğim.
O yüzden şiirler
yazdım sana geceler boyu, o yüzden türküler söyledim
yalın yürek…
Sen ise sadece
b/aktın..
Diyorum ya/r en
büyük silahındı gözlerin…
Ne hazindir ki,
ben gözlerine vuruldum, sen sözlerinle vurdun…
Ve şimdi farklı
istikametlere uzayan tren rayları gibiyiz. Soğuk,
duygusuz… ama hepsinden kötüsü asla kavuşamayacağımızı
bildiğimiz halde, hep birbirimize bakacak olmamız…
Ve şairin dediği
gibi..
“Yakın olması
neyi değiştirir, son istasyonun…”
Şahittir
yaradan, kalemim, kağıdım ve dert ortağım sazım.. Hep
haykırdım ve kimsesiz yüreklerde yankılandı avazım…
Bir sen
duymadın…
Haykırışlarıma
duvar olan sen, biliyorum ki bu fısıltıyı duyacaksın:
Cevabı suskunluklardan ağır
Sorular bırakıyorum sana
Bir de yetim heceler...
Artık,
Yeni bir hayatı seçiyorum…
Senden de,
Seni sevmekten de
Vazgeçiyorum…
Düşlerimi,
Kirpiklerine asıyorum
Ve şimdi
Sırra kadem basıyorum…
|