“Gurbet o kadar acı / Ki ne varsa içimde
Hepsi bana yabancı / Hepsi başka biçimde”
Sensizliğin nabzını tutuyor odamdaki saatin tik takları.
Gurbet ele gece, erken mi iniyor ne? Gece yarısını
çoktan geçmiş vakit. Ben yine uyumayı unutmuşum.
Yetmemiş, uykuları uyutmuşum. Uyku, gözlerime sıla kadar
ırak. Kala kalmışım tenhasında gecenin.
Ezelden ebede can yoldaşım yalnızlık, yine yalnız
bırakmıyor beni. Kanlım gibi tutuyor yakamdan. Unutmaya,
uzaklaşmaya, kurtulmaya çalışıyorum ama nafile. Kara bir
gölge gibi hep peşimde.
Beş duyu, dört yön, üç boyut.. Ne varsa hepsine
darılıyorum. Ve dert ortağım sazıma sarılıyorum.
Dudağımda yetim bir türkü, hançer gibi saplanıyor
sessizliğin bağrına:
“ Ne isyan edersin zülfü sırmalım
Uykular geldi de kovdu mu gözüm ”
Ezgiler kanatlanıyor nâme nâme. Ve lakin merhem olmuyor
yaralı gönlüme. Hüzün kuru bir ayaz gibi iliklerime
işliyor.
Üşüyorum…
Canım cendereye giriyor. Görünmeyen bir çift çelik elin
kıskacında yüreğim. Minik bir kuş mahpus sanki göğüs
kafesimde. Çırpınıyor, hazin hazin atıyor. Ve hasretin
kırık bir kaburga gibi. Her nefesimde ciğerime batıyor.
Gökyüzü gönlümün aynası
Bugün yıldızsız
Ruhum kadar karanlık,
Yüreğim kadar ıssız
Düşüncelerin anaforunda
Çalkalanıyor beynim
Dün nerdeydim,
Bugün nerdeyim
Uzaklardan gelen buğulu ve cızırtılı bir ses, pimi
çekilmiş bir el bombası gibi düşüyor can evime:
“Eriyorum git gide
Elveda her ümide
Gurbet benliğimi de
Bitirdi bir biçimde
Ne bir arzum ne emelim
Yaralanmış bir elim
Ben gurbette değilim
Gurbet benim içimde”
Yüreğime tercüman oluyor bu “Uşşak” şarkı. Şimdi hüznün
adı hasret. Şimdi hüznün adı gurbet.
Yıkılası, yok olası gurbet…
Ve anlıyorum ki
Garipler ufkunda
Sensizliğin zirvesindeyim
Cümle alem bayramın
Ben hüznün arifesindeyim
…
Ne deliyim, ne divane. Varlığınla her dem bayram yeri
yüreğim, yokluğunda virane.
Bunca hasret yetişir sevdiğim.
Gelip gönül kuyuma
Sevdan ile dolmadın
Ben kurbanın oldum
Sen bayramım olmadın
|